Sevgili Genç,
Bir önceki yazımda kariyer seçiminin yalnızca bir meslek tercihinden ibaret olmadığını; aynı zamanda bir kimlik inşası süreci olduğunu konuşmuştuk. Çünkü gençlik dönemi, “Ne olacağım?” sorusundan çok, “Kim oluyorum?” sorusunun peşinden gidilen bir dönemdir diye bahsetmiştim.
Peki kim olduğumuzu anlamaya çalışırken neden bu kadar kaygılanıyoruz?
Neden bazen seçenekler arttıkça rahatlamak yerine daha fazla sıkışıyoruz?
Belki de cevabı yalnızca kendi içimizde değil, içinde yaşadığımız çağın dinamiklerinde aramak gerekiyor. Sana bir soru sormak istiyorum: Gerçekten kararsız mısın, yoksa sadece önünde fazlasıyla seçenek olduğu için mi yoruldun?
Çünkü içinde yaşadığımız çağ, bizden aynı anda çok fazla şey istiyor. Kendini geliştirmeni, başarılı olmanı, üretmeni, hızlı olmanı, tutkunu bulmanı, doğru kariyeri seçmeni, sosyal olmanı, ekonomik olarak güçlü olmanı ve tüm bunları yaparken mutlu görünmeni… Üstelik bazen sanki bunu yapmayan tek kişi sensin gibi hissettiriyor.
Oysa bu çağ, sosyolog Zygmunt Bauman’ın ifade ettiği gibi “akışkan” bir yapıya sahip. Eskiden daha net görünen yolların yerini bugün sürekli değişen koşullar aldı. Meslekler dönüşüyor, iş tanımları değişiyor, başarı ölçütleri yeniden yazılıyor. Birçok genç için gelecek artık çizilmiş bir rota değil; sürekli güncellenen bir taslak gibi.
Anthony Giddens ise bu durumu “risk toplumu” kavramıyla açıklıyor. Çünkü modern birey yalnızca yaşamakla değil, aynı zamanda sürekli doğru kararlar vermekle de yükümlü hisseder kendini. Bu nedenle belirsizlik yalnızca dış dünyada yaşanmaz; zamanla zihnin içine de yerleşir.
Mesela bir tercih listesi hazırlanırken…
Bir sınav sonucu beklenirken…
Sevdiğine duygularını açacakken..
Bir iş ilanına bakıp “acaba yeterli miyim?” diye düşünürken…
Ya da arkadaşlarının hayatı hızla ilerliyormuş gibi görünürken…
Tabi zihin aynı sorulara hızla geri döner:
“Ya yanlış seçim yaparsam?”
“Ya geç kalırsam?”
“Ya diğerleri benden daha ilerideyse?”
Tam da burada sosyal medya devreye girer.
Birileri yüksek lisans kabulü almıştır.
Birileri hayalindeki işe girmiştir.
Birileri yeni bir ülkeye taşınmıştır.
Birileri evlenip, çocuk sahibi olmuştur..
Ve tüm bunlar birkaç dakika içinde ekranından akıp geçer.
Sanki herkes doğru yolda, sen ise biraz geride kalmışsın gibi…
Oysa insanlar çoğu zaman hayatlarının yalnızca vitrinini paylaşır. Kararsızlıklarını, iç sıkışmalarını, umutsuzca akıttıkları gözyaşlarını, korkularını, yönlerini kaybettikleri anları ya da başarısızlıklarını aynı açıklıkla göremeyiz.
İşte bu yüzden belki de en büyük yanılgı “herkes ilerliyor, ben geride kalıyorum” düşüncesidir. Oysa çoğu zaman gerçek olan bu değildir. Bu noktada farkındalık yaratacak önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Kararsızlık gerçekten bir zayıflık mı? Yoksa çok fazla ihtimalle aynı anda baş etmeye çalışan bir zihnin doğal tepkisi mi?
Belki de kararsızlık, eksiklik değil; fazlalıkla baş etme çabasıdır.
Çünkü bugünün gençleri yalnızca bir gelecek kurmaya çalışmıyor. Aynı zamanda giderek güvencesini kaybeden çalışma koşulları, ekonomik belirsizlikler ve sürekli performans göstermeyi teşvik eden bir kültür içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Bu nedenle hissettiğin kaygının tamamını kişisel bir başarısızlık olarak görmek haksızlık olabilir.
Bence bazen sorun, yeterince güçlü olmamak değildir. Sorun; sürekli güçlü kalmak zorundaymış gibi hissetmektir. Peki bu kaygıyla nasıl baş edilebilir?
Belki de ilk adım, kendinden insanüstü bir performans beklemeyi bırakmaktır çünkü hiç kimse hayatının tamamını aynı anda çözemez. Bazen hepimiz geleceğin tüm haritasını görmek isteriz. Hangi işi yapacağımızı, nerede yaşayacağımızı, nasıl bir hayat kuracağımızı bilmek isteriz. Belirsizlik zihni rahatsız eder çünkü kontrol etmek ister.
Fakat hayat çoğu zaman bize tüm yolu aynı anda göstermez. Bazen yalnızca bir sonraki adım görünür. Bazen gerçekten sonrası, sonra düşünülmelidir.
Bu nedenle küçük ama ulaşılabilir hedefler belirlemek, öncelikleri sadeleştirmek ve dikkati sürekli geleceğe değil, bugünün yapılabileceklerine yöneltmek kaygıyı azaltabilir.
Çünkü bazen ihtiyacımız olan şey, hayatımızın tamamının Google Haritası değil; sadece bir sonraki rotayı belirlemektir.
Ve belki de en önemlisi…
Kendinle konuşma biçimini değiştirmek.. Çünkü insanın taşıdığı en ağır yüklerden biri, kendi içindeki eleştirel sestir. Hâlâ çözemedin, geç kaldın, daha iyisini yapmalıydın…
Bu sesler çoğu zaman kaygıyı azaltmaz; büyütür. Oysa özşefkat, tam da böyle zamanlarda kendimize daha insanca yaklaşabilmeyi ifade eder. Zorlandığımızda kendimizi yargılamak yerine anlamaya çalışmak, hata yaptığımızda kendimizi cezalandırmak yerine öğrenmeye alan açmak gibi… Yönünü arıyor olmak, başarısız olduğun anlamına gelmez. Bazen sadece büyüyor olduğun anlamına gelir.
Bir önceki yazıda sorduğumuz soruyu hatırlayalım:
“Büyürken kim oluyorsun?”
Bu sorunun cevabının tek bir tercih listesinde, tek bir bölümde ya da tek bir kariyer kararında saklı olmadığını hatırlayalım. Belki cevap, belirsizliğin içinde attığımız küçük adımlarda yavaş yavaş şekillenir.
Sevgili Genç, belki de bu çağın en büyük cesareti, her şey net değilken de yürümeye devam edebilmektir. Ve belki mesele, kusursuz bir hayat planı yapmak değildir.
Belki mesele; belirsizliğe rağmen kendini kaybetmeden kalabilmektir.
Çünkü bazı yollar net olmadığı için değil, yüründükçe netleştiği için vardır.
Sevgiler
Psikolog İlknur ÇİFTÇİ
Bu paylaşım, Beraber-İz Projesi’nin devamı olan “Beraber-İz Çember” Projesi kapsamındaki “Psikososyal Destek” içerikleri serisinin bir parçası olarak paylaşılmıştır.
“Bu proje, YouthHub WB&T Ağı kapsamında Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilmiştir.”
“This project was co-financed by the European Union, within the YouthHub WB&T Network.”
@europeanunion @fondacijadivac @togvakfi




