Sevgili Genç,
Neden hala buna üzülüyorum?
Bunu artık aşmış olmam gerekirdi.
Bu kadar kafama takmamalıyım.
Güçlü olmam lazım.
Tanıdık geldi mi?
Bazen yaşadığımız duygu yetmiyormuş gibi, bir de o duyguyu yaşadığımız için kendimize kızıyoruz. Üzülüyoruz, sonra “Neden hala üzgünüm?” diye düşünüyoruz. Kaygılanıyoruz, bu defa da kaygılandığımız için kendimize yükleniyoruz. Birini özlüyoruz ama özlemememiz gerektiğine karar veriyoruz. Kırılıyoruz ama “Buna mı kırıldın gerçekten?” diyerek kendi duygumuzu küçümsüyoruz.
Yani bir yandan bir şey hissediyoruz, diğer yandan onu hissetmemek için uğraşıyoruz.
İnsan kendi içinde iki kişilik bir mücadele veriyor resmen. Biraz yorucu değil mi? İyi hissetmek zorunda mıyız?
Sanki son zamanlarda iyi hissetmek konusunda biraz fazla ısrarcıyız. Mutlu ol. Motive ol. Olumlu düşün. Enerjini düşürme. Negatif insanlardan uzak dur…
Bunları mutlaka duymuşsundur. Tabii ki iyi hissetmek güzel. Kim istemez? Ama sürekli iyi hissetmek gerçekten mümkün mü? Bence değil.
Sonuçta hayatın içinde sadece mutluluk, heyecan ve umut yok. Öfke var, hayal kırıklığı var, kıskançlık var, korku var, üzüntü var, bazen hiçbir sebep bulamadığımız bir huzursuzluk bile var.
Ve açıkçası bazılarını hiç sevmiyoruz. Bir an önce geçsin istiyoruz. Ama burada gözden kaçırdığımız bir şey olabilir:
Bir duygunun rahatsız edici olması, onun yanlış olduğu anlamına gelmiyor.
Mesela öfke bazen sınırımızın aşıldığını söylüyor. Üzüntü bizim için değerli olan bir şeyi kaybettiğimizde ortaya çıkabiliyor. Korku bizi korumaya çalışıyor.
Yani sevsek de sevmesek de duygularımızın bize anlatmaya çalıştığı bir şeyler var.
Belki de hemen “Nasıl kurtulacağım?” diye sormadan önce “Bu duygu bana ne söylüyor?” diye sormayı denemeliyiz.
Bunu hissetmemeliyim düşüncesi… Sanırım kendimizle savaşımız biraz da burada başlıyor.
Bir ilişkin biter, üzülürsün. “Bu kadar zaman geçti, hâlâ üzülmemeliyim.”
Yeni bir şeye başlayacaksındır, korkarsın. “Bunda korkacak ne var?”
Bir gün hiçbir şey yapmak istemezsin. “Bu kadar isteksiz olmamalıyım.” gibi..
Sonra ne oluyor biliyor musun? İlk duygunun üzerine bir tane daha ekliyoruz. Üzüldüğümüz için kendimize kızıyoruz. Kaygılandığımız için utanıyoruz. Dinlenmek istediğimiz için suçluluk duyuyoruz. Ve bazen fark etmeden, yaşadığımız olaydan çok kendi duygumuzla mücadele etmeye başlıyoruz. Belki de bizi asıl yoran her zaman hissettiğimiz şey değildir.
Onu hissetmemek için verdiğimiz mücadeledir. Kabul etmek deyince…
Burada “kabul etmek” kelimesini biraz açmak istiyorum çünkü bana kalırsa zaman zaman yanlış anlaşılıyor. Bir şeyi kabul etmek, onu sevmek değil. Onaylamak da değil. “Yapacak bir şey yok.” deyip kenara çekilmek hiç değil.
Bazen sadece: Evet, şu an böyle hissediyorum diyebilmek. Bu kadar.
Hemen çözmeye çalışmadan, kendimize kızmadan, “Ama böyle hissetmemeliyim.” diye devam etmeden…
Psikolojide ‘psikolojik esneklik’ diye bir kavram var. En sade haliyle; zor düşüncelerimiz ve duygularımız varken de hayatın içinde kalabilmek, bizim için önemli olan şeylerle bağımızı sürdürebilmek diyebiliriz. Ben bu kavramı seviyorum.
Çünkü bize “Önce bütün kötü duygularından kurtul, sonra yaşamaya devam et.” demiyor.
Korkabilirsin ve yine de deneyebilirsin.
Üzülebilirsin ve hayatına devam edebilirsin.
Birini özleyebilirsin ve geri dönmemeyi seçebilirsin.
Kaygılanabilirsin ve yine de o kapıdan içeri girebilirsin.
Sanırım önemli olan hiç zorlanmamak değil.
Zorlandığımızda kendimizle ne yaptığımız.
Peki her şeyi çözmek zorunda mıyız?
Bir şey hissettiğimiz anda zihnimiz hemen çalışmaya başlıyor:
“Neden böyle hissediyorum?”
“Bunu nasıl düzelteceğim?”
“Ne zaman geçecek?”
Bazen de Google’a yazıyoruz tabii 🙂
Elbette kendimizi anlamaya çalışmak çok kıymetli. Gerektiğinde destek almak da öyle.
Ama her duygunun hemen çözülmesi gerekiyor mu? Bundan pek emin değilim.
Bazı duyguların biraz bizimle kalmasına izin vermek gerekebilir. Biraz üzülmek. Biraz özlemek. Biraz korkmak. Bazen de ne hissettiğini bile tam olarak bilememek…
Sonra bir gün fark edersin, eskisi kadar ağır gelmiyor. Belki büyümek biraz da böyle bir şeydir. Her şeyi çözmek değil; çözemediğin bazı şeylerle de yaşayabildiğini fark etmek.
Kendimle savaşım bitti diye giriş yaptım. Başlığı okuyunca çok iddialı gelebilir.
“Kendimle ilgili her şeyi çözdüm, artık hiçbir sorunum yok” diyebilseydik keşke 🙂
Benim anlatmak istediğim biraz başka. Her hissettiğim şeyi düzeltmek zorunda değilim. Her kötü günümü hemen iyi bir güne çevirmek zorunda değilim. Her zorlandığım anda “Bende ne sorun var?” diye düşünmek zorunda değilim. Her duygumun mantıklı bir açıklaması olmak zorunda da değil.
Bazen kötü bir gün, sadece kötü bir gündür.
Bazen özlemek, sadece özlemektir.
Bazen korkarız.
Bazen yoruluruz.
Bazen de nedenini bile bilmeden iyi hissetmeyiz.
Ve belki de bunların hepsinde hemen kendimize karşı bir mücadele başlatmamız gerekmiyor. Çünkü düşündükçe şu cümleyi daha çok seviyorum:
Bazen kendimize karşı kazanabileceğimiz en büyük zafer, ortada kazanılması gereken bir savaş olmadığını fark etmektir.
Ve geldik serimizin sonuna..
Bu seriye başlarken kariyer seçimlerinden konuşmuştuk ama aslında biraz da kim olduğumuzu anlamaya çalışıyorduk.
Sonra belirsizliklerden, gelecek kaygısından ve yönümüzü bulmaya çalışmaktan..
Daha sonra biraz çevremize baktık. Zorlandığımızda kimlerin yanında olduğunu, kimlerin kapısını çalabildiğimizi düşündük.
Şimdi tekrar kendimize döndük. Ama bu defa kendimizi bulmak için değil. Belki biraz kendimizi rahat bırakabilmek için. Peki bütün cevapları bulduk mu?
Tabii ki hayır.
Zaten böyle bir iddiam hiç olmadı 🙂
Belki kim olduğumuzu anlamaya çalışmaya devam edeceğiz. Bazen ne yapacağımızı bilemeyeceğiz. Bazen birinin kapısını çalacağız. Bazen de kimseye anlatmadan bir duygunun biraz bizimle kalmasına izin vereceğiz.
İşte bunların hepsi yolun içinde.
Ve yine sana büyük bir cevap bırakmak yerine, kendine sorabileceğin en güzel soruyu bırakıyorum:
Bugüne kadar kendinle savaşarak değiştirmeye çalıştığın hangi yanını, bundan sonra yanında götürmeye razısın?
Hoşça ve kendinle kalman dileğiyle 🌿
Psikolog İlknur ÇİFTÇİ
Bu paylaşım, Beraber-İz Projesi’nin devamı olan “Beraber-İz Çember” Projesi kapsamındaki “Psikososyal Destek” içerikleri serisinin bir parçası olarak paylaşılmıştır.
“Bu proje, YouthHub WB&T Ağı kapsamında Avrupa Birliği tarafından ortak finanse edilmiştir.”
“This project was co-financed by the European Union, within the YouthHub WB&T Network.”
@europeanunion @fondacijadivac @togvakfi




